Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Unconfigured Ad Widget

Collapse

Tıpçının Bir Günü

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Temizle
new posts

  • Tıpçının Bir Günü

    betul-ayareci.jpg

    Geçtiğimiz cuma günü fakültemizin 2.sınıfları için yoğun bir gündü. Sabah 8:45’te başlayan derslerimiz bir memurun çalışma saati edasıyla 17:00’a kadar sürdü. Çocuk İstismarı, Klinik Biyokimya, Klinik Mikrobiyoloji ve İmmünoloji, Endokrin Sistem derken bir amfi son dersi zor ettik. Kafa yorgunluğu denen şey bazen vücut yorgunluğundan daha yıpratıcı olabiliyor. Birçoğumuz eve dinlenmeye, birkaçımız dışarıya kafa dağıtmaya giderken, bazılarımız da okulumuzun sadece tıp fakültesi öğrencilerinin girebildiği kütüphanesine gidip vizelere 1 ay kaldığı için çalışmaya devam etmeyi seçti.

    Elimde ders notlarım, kitaplarım, anatomi atlasım ve o yoğun ders programının ardından baş ağrıma iyi geleceğini umduğum kahvem ile kütüphaneye girdim. Kafamın içindeki “Konular yetişecek mi acaba?”lar, “Vizelerden sonra finallere kadar günü gününe çalış Betül cidden bak iş ciddi!”lerle yerime yerleştim, kitaplarımı açtım. Son enerji kırıntımla çalışmaya başlamaya hazırım artık. Kafamı kaldırdım. Benimle beraber salonda kafasını kitaptan kaldırmadan harıl harıl çalışan temel bilimler öğrencilerine ve üstlerinde önlükleri ile okul derslerine ek bir yandan da TUS’a çalışan klinik öğrencilerine baktım. O an geleceğimi gördüm. Çalışmak…

    Bazı istisna kişiler hariç kütüphanede çalışan bu tıpçılar ve ülkedeki diğer tıp fakültesi öğrencileri de benim gibi üniversite sınavına hazırlanırken gecelerini gündüzlerine katmışlardı. Arkadaşları dışarıda gezerken “Benim çalışmam lazım sizinle gelemem.” diyen o “İnek” öğrenci olmuşlardı genelde. “Üniversiteyi bir kazanayım da sonra rahatım.” diye kendilerini kandırıp çalışarak sonunda yerleşmişlerdi tıp fakültesine. Rahatlamışlar mıydı gerçekten? Hemen şimdi en yakınınızdaki Anatomi Atlas’ını alın. İçindekiler kısmından Kafa Kemikleri bölümünü bulun ve sayfayı açıp her bir çıkıntıya,kenara,oluğa,deliğe bir-iki değil en az üçer kelimeden oluşacak şekilde verilmiş o isimleri ezberleyin ve ardından bunu vücuttaki diğer kemik-kas-eklem-damar vs. için yapın. Bittiğinde anatomiyi bitirmiş dahi olmayacaksınız ve daha diğer derslere bakmadınız bile. Hadi neyse öyle böyle bu tempoya alışıp çalıştınız 6 yılınızı (yıl kaybınız olmadıysa) verip o diplomaya hak kazandınız. Peki bitti mi? Hayır. TUS denilen illeti duydunuz mu hiç? Hani Türkiye’nin “en zor” sınavı olarak bilinen o sınav. YGS-LYS sınavlarında 4 yıllık lise konularımızı yetiştirmekte sıkıntı çekerken, 6 yıllık Tıp konularını yetiştirmek zorunda olduğumuz o sınav. Ki bazı okulların intörnlüğü de zorluğu ile nam salmıştır da ona rağmen çalışılır o sınava. Bitti mi? Tabiki de hayır! Daha 4-6 yıl asistanlık yapacaksınız. Ve sanılanın aksine orada da çalışmak bitmiyor.

    Çalışıyor, çalışıyor… Bir tıpçı çalışıyor. Arkadaşları mezun oluyor, askere gidiyor, işe başlıyor. Tıpçı hala çalışıyor. Arkadaşları gece eğlencelerinde dağıtırken ya da mışıl mışıl uyurken o gece nöbetinde hastalarla uğraşıyor. Bu yoğun tempoda illa ki tıpçı da ufak eğlenceler sıkıştırıyor hayatına, bizler sadece latince konuşan robotlar değiliz sonuçta. Öyle böyle derken tıpçı denilen arkadaş artık DOKTOR oluyor. Bu sefer de halkın “Doktorlar çuvalla para kazanıyor!” lafına maruz kalıyor.

    +Sen mezun olup işe başladığında ben hala okuyordum, kendi gelirim olmadan hala ailem sayesinde geçimimi sağlıyordum, senden geç para kazanmaya başladım, bu fark makul bir fark değil mi?

    -Hayır sayılmaz.
    +E sen eğlence mekanlarında barlarda gezerken ben sabahlara kadar çalıştım, bu yeterli değil mi?
    -Hayır, sen de gezseydin o zaman, sayılmaz.
    +Sen gece mışıl mışıl uyurken ben hastanede nöbet tuttum, o da mı sayılmaz?
    -Hayır! Siz çok para kazanıyorsunuz!


    Şimdi içinizden belki de “Daha okurken mırın kırın ediyor bu doktorlar da, hak ediyor bunlar her şeyi, dayağı da darp edilmeyi de.” diyorsunuz. Ama ben bu olayı görmenizi sağlayan meslek sahibi abi ve ablalarıma ek olarak bir de öğrenci gözünden olanları sizlere göstermek istedim.
    Derin bir iç çekip kafamı önüme eğdim ve ders çalışmaya döndüm. Çünkü ne bir konuşmayla ne bir yazı ile ne de başka bir yöntemle bu kanı yıkılamayacaktı. Karşımdaki intörnler hızlıca kitapları okumaya devam etti, yanımdaki temel bilimler atlaslarını kurcaladı, ben de geçmeyen baş ağrıma direnişimi gece 00:00’a kadar kütüphanede sürdürdüm. Ve bir tıpçının bir günü daha böyle sona erdi.


    Betül AYARECİ
    Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi
    Ekli Dosyalar

    TIPFak.com Yöneticisi

  • #2
    15 yillik uzman hekim olarak cok uzuldugum konulara parmak basmissin genc arkadasim.Ama maalesef daha balayindasiniz....asistanlikta okul, uzman olup tek basiniza sorumluluk alincada asistanliginizi mumla arayacaksinizzzz.....yani iyiye giden bir durum yok tam tersi her gecen gun artarak zorlasicak.....Ben bu durumu yanik hastalarinin cektigi izdiraba benzetiyorum. 1. ve 2. derece yaniklar cok agrilidir.....3. dereceden sonra sinirlerde hasar gorur.4. derece yanik hastasina yandigi soylediginde agri cekmedigi icin size inanmayabilir ,onun gibi. meslekte yolun yarisini yariladiginizda benim gibi artik aci cekmeyeceksiniz,,kacirdiklariniza uzulmeyeceksiniz ve ''disarda mevsim baharmis, gezip tozanlar varmis'' sarkisinin bile yalnizca bu nakarati kalacak aklinizda.

    Yorum

    Unconfigured Ad Widget

    Collapse
    İşleniyor...
    X