Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Unconfigured Ad Widget

Collapse

Trakya Tıp'ta Gergin Mezuniyet Töreni

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Temizle
new posts

  • Trakya Tıp'ta Gergin Mezuniyet Töreni

    Gergin Mezuniyet

    Trakya Üniversitesi 2016-2017 Tıp Fakültesi Mezuniyet Töreninde Okul 1.’si Ayşegül Bahar Özocak’ın konuşmasının ardından kürsüde yerini alan Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu öğrenciye göndermelerde bulundu.



    Trakya Üniversitesi 2016-2017 Tıp Fakültesi Mezuniyet Töreni dün Balkan Kongre Merkezinde yoğun katılım ile gerçekleşti. Mezuniyet töreni Saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmasıyla başladı. Trakya Üniversitesi Konservatuarı Yaylı Beşlisinin müzik dinletisi ardından Trakya Üniversitesi tanıtım filminin gösterimi gerçekleşti. Mezuniyet konuşmasının açılışını Trakya Üniversitesi Okul Birincisi Ayşegül Bahar Özocak yaptı. Özocak, Tıp Eğitimi süresince yaşadığı sıkıntıları ele alan konuşmasında; “isim isim yoklama almaya verilen önemin, eğitimdeki aksaklıkları çözmek için gösterilmemesi bizleri şaşırtmaktadır. Şaşırmamız gereken tüm bunlara itiraz etmiyor oluşumuz. Her şeye rağmen şunu bilmenizi isterim ki; umutsuz değiliz. Hekim açığını kapatmak için verilecek eğitimin kalitesi umursanmadan arttırılan kadroların gelecekte önemli sorunlar yaratacağı gün gibi ortadadır” sözleri dikkat çekti. Özocak’ın konuşmasının ardından Tıp Fakültesi Dekan Vekili Ahmet Muzaffer Demir ile Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun konuşmaları sırasında salonda gergin anlar yaşandı.



    ÖZOCAK; “ÜZÜLEREK SÖYLEMEK İSTİYORUM Kİ BU PRATİKTE İŞLEMEMEKTEDİR”

    Okul 1.’si Ayşe Gülbahar Özocak, yaptığı çarpıcı konuşmasının devamında salonda kimi zaman alkışlandı kimi zaman da gergin dakikalar yaşandı. Özocak yaptığı konuşmada; “Tıp eğitimi takdir edersiniz ki, öğrenen için de öğreten için de son derece zordur. Yine takdir edersiniz ki, Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olmanın birinci önceliği de yeni hekimler yetiştirmek olmalıdır. Hal böyleyken, üzülerek söylemek istiyorum ki bu pratikte işlememektedir. Eğitime önem ve öncelik veren çok değerli hocalarımı tenzih ederek sizlere biraz eğitim sürecimizden bahsetmek isterim. Teorik derslerde kitaplarda zaten yazılı olan bilgileri, biz pratisyen hekim adaylarına o konunun uzmanı bir hoca bakışından anlatmak yerine slayt okuyan, pratik derslerde konu çerçevesinde verilmesi gereken pratik beceri ve yaklaşımları sistematik bir şekilde kazandırmaktan ziyade konuyu şöyle bir konuşalım diyerek ciddiyetten uzak dersler yapan, ya da pratik eğitim anlayışı muayene dahi göstermeden servisteki hastaları paylaşan, gerçek hekimler yetiştirmekten çok kendimizi kandırmamıza yarar. Hasta vizitlerinin ortaya çıkış amacı; öğrenci eğitimiyken, çoğu zaman odaya sığmaya çalışan ya da daha kötüsü odaya girebildiği halde bazen görülmez olan bizler için vizitler sadece ritüel haline gelmiştir.



    ÖZOCAK; “YOKLAMA ALMAYA VERİLEN ÖNEMİN, EĞİTİMDEKİ AKSAKLIKLARI ÇÖZMEK İÇİN GÖSTERİLMEMESİ BİZLERİ ŞAŞIRTMAKTADIR”

    Teorik ve pratik derslerde isim isim yoklama almaya verilen önemin, eğitimdeki aksaklıkları çözmek için gösterilmemesi bizleri şaşırtmaktadır. Yaşayarak gördük ki, hala tıp eğitimin veriliyor olmasının sebebi tıp fakültesindeki kadro zenginliği değil her ana bilim dalındaki eğitimi önceleyen, kolaya kaçmaları için hiçbir engel yokken bizler için çabalayan bazı çok değerli hocalarımmış. İzninizle onların hakkını vermek ve onlara teşekkür etmek istiyorum. Bizleri hekim olarak yetiştiren, derslerini dinlemek ayrıcalığını yaşadığım için kendimi şanslı saydığı, anlatmış olmak için değil, biz anlayana kadar anlatan, pratik dersleri yapmış olmak için değil her birimize uygulama yaptıran, vizitlerde bizi görmezden gelmeyip mutlaka vizite dahil eden hocalarımızdır. Kendilerine sadece bize kazandırdıkları tıbbi bilgi ve beceriler için değil, gösterdikleri örnek hekim ve gerçek hoca duruşu ile bizlere rol model oldukları için minnettarım. Özellikle de stajları bizler için çok verimli hale getiren, Kulak, Burun ve Boğaz, Ortopedi, Dahiliye, Kardiyoloji ve Adli Tıp Ana Bilim Dalı’ndaki Hocalarıma teşekkürü bir borç bilirim.



    ÖZOCAK; “KOCAMAN BİR KANDIRMACA”

    Aslında bahsetmek istemediğim fakat ne kadar dile getirilirse, belki böyle gelmiş böyle gider, hepimiz intern olduk diye geçiştirilmek yerine çözüm arayışına gidilebilir diye düşündüğüm internlük dönemi. Türkçe karşılığı ön hekimlik olan bu dönemde yaptıklarımızdan bazıları şu şekilde: EKG Çekmek, dosya düzenlemek, Radyolojiye hasta götürmek, ameliyathanede telefonlara bakmak, gece yarısı kan barkodu basmak, kağıt bittiğinde kat kat gezip barkot kağıdı aramak, sonuç basmak, sonuçları dosyaya işlemek, boy ve kilo ölçmek, eğer kalırsa da boş vakitlerimizde hasta takip etmek, reçete öğrenmeye çalışmak, hastayla iletişim hakkında tecrübe edinmeye çalışmak. Sizce de bu dönemin ön hekimlik olduğu kocaman bir kandırmaca değil midir? Kısa bir süre sonra bire bir hasta bakacak olan bizlerin tüm bir yılı bu şekilde geçirmesinin mantıklı bir açıklaması var mıdır? Yoksa, son yılı sadece hastanedeki sistemin işlemesi için geçiren bizlere hekim değil, sağlık sisteminin işlemesi için kendine biçilen rolü oynayacak elemanlar olduğumuz mu öğretilmeye çalışılmaktadır?



    ÖZOCAK; “EĞİTİMİN KALİTESİ UMURSANMADAN KADROLAR ARTTIRILIYOR”

    Ne yazık ki tıp eğitimindeki sorunların en önemli kaynağı da sürekli artan kontenjanlardır. Hekim açığını kapatmak için verilecek eğitimin kalitesi umursanmadan arttırılan kadroların gelecekte önemli sorunlar yaratacağı gün gibi ortadadır. Fakat tabii ki mezuniyetin ardından ağır hukuki ve vicdani sorumluluklar altında, hastalarla baş başa kalacak olan bizler olduğumuz için onların sonuçları düşünmemesine çokta şaşırmamalıyız. Şaşırmamız gereken tüm bunlara itiraz etmiyor oluşumuz. Her şeye rağmen şunu bilmenizi isterim ki; umutsuz değiliz. Fakülteye ilk başladığımız günkü merak ve heves hava devam etmekte ve hekim olarak göreve başlamayı sabırsızlıkla beklemekteyiz. Ümitsizliğe kapıldığımız anlarda; en olumsuz koşullardan bir cumhuriyet yaratan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülkeye emanet ettiği gençlik ve işgal döneminde dahi gösterdikleri direnişle bir tarih yazmış tıbbiyelilerin varisi olduğumuzu tekrar tekrar hatırlamalıyız” şeklinde konuştu.



    DEMİR; “KOLAYLIKLA DÜZELTİLEBİLECEK YÖNTEMSEL SORUNLAR”

    Okul Birincisi Ayşegül Bahar Özocak’ın konuşmasının ardından kürsüde yerini alan Tıp Fakültesi Dekan Vekili Ahmet Muzaffer Demir; “Ayşegül'ün söyledikleri, şikayet edilen ya da edecek olanlar kolaylıkla düzeltilebilecek yöntemsel sorunlardır” dedi. Demir konuşmasının devamında ise; “Mezuniyet öncesi eğitimin temel amacı hekim yetiştirmektir. Şu anda sizler birer tıp doktorusunuz. Doktor kelimesinin kökeni latince Dosene'den gelmektedir. Anlamı da öğretmektir. Her zaman hayatın doğal akışı içerisinde hastalarımıza, onların sosyal ve aile çevresine, meslektaşlarımıza, hatta öğrencilerimize anlatacak ve öğrenecek bir şeylerimiz olmalıdır. Tıp fakültelerinin eğitim sistemlerinde sorunlar olduğu dün de düşünülürdü, bugün de düşünülüyor, yarın da düşünülecektir. Bilginin hızla değiştiği ve yenilendiği çağda elbette tıp eğitimi de değişim gösterecektir.

    Burada konuşulan, Ayşegül'ün söyledikleri, şikayet edilen ya da edilecek olanlar kolaylıkla düzeltilebilecek yöntemsel sorunlardır. Asıl olan eğitim programların dinamik bir hale getirmek, toplumun gereksinimleri doğrultusunda alanında yetkin, iletişim becerileri yüksek tıp doktorları yetiştirmektir. Sevgili mezunlarımız, siz inanmıyorsunuz ama biz sizlere bunu kazandırmaya çalıştık. Kendinizi şimdi tam yetkin hissetmeyebilirsiniz. 1'inci sınıftan 6'ncı sınıfa kadar biriktirdiğiniz bilgi, deneyim ve anılarla bugünlere ulaştığınız biz gururla izledik.

    Her konuda yetkin, bilgi sahibi olmak bunu öyle hissetmek mümkün değildir, insan doğasına da aykırıdır. Eksiklerimizi gidermek için çaba ve zaman harcamak büyük bir erdemdir. Biz sizlere bunları aşılamaya çalıştık. Tıp eğitiminin yaşam boyu sürmesinin de temelinde öğrenmeyi bırakmamak ve hiçbir zaman 'ben oldum' dememek yatar” ifadelerini kullandı.



    TABAKAOĞLU; “ÖNCELİKLE SİZİ YETİŞTİRENLERE SAYGINIZI KAYBETMEYİN. AZ YA DA ÇOK HER BİR HOCANIZIN SİZE BİR EMEĞİ VAR”

    Tıp Fakültesi mezuniyet töreninde son konuşmayı gerçekleştirmek için kürsüde yerini alan Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun soğuk tavırları dikkat çekti. Tabakoğlu yaptığı konuşmada; “Şu azdı şu çoktu karşılaştırmasına girmeyin. Mezuniyet heyecanı yaşayan velilerimizin olduğu bir ortamda bunu asla yapmayın” sözleri salonda bulunanlar tarafından alkışlandı.

    Tabakoğlu konuşmasının devamında ise; “Tıp fakültesi en çok öğretim üyesi ile en eski olmasıyla Trakya Üniversitesi’nin göz bebeğidir. 1100 yatakla, eksiksiz alt yapısıyla, 116 Profesörü, 56 Doçent, 47 Yardımcı Doçent, Asistan ve Öğrencilerimizi saymıyorum, Avrupa’nın ortalarına kadar böyle bir güç yok. Bu kurumda eğitim almış sevgili öğrencilerimiz, burada 6 yıllarını geçirdiler ve 2016-2017 mezuniyet törenindeyiz. 6 yıl eğitim geçirdiniz burada ama eğitiminiz bitmedi. Nereye giderseniz gidin Trakya Üniversitesi mezunu olarak sizlerden sorumluyuz. Öncelikle sizi yetiştirenlere saygınızı kaybetmeyin. 1 harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum ile yetinin ve zihniyetini ile medeniyetinin devamıyız biz. Bu eğitim sırasında hoşunuza gitmeyen şeyler ile karşılaşmış olabilirsiniz. Siz şimdi anlamıyor olabilirsiniz ama yaşadığınız her şeyin sizlere karşılığı olacak. Az ya da çok her bir hocanızın size bir emeği var. Şu azdı şu çoktu karşılaştırmasına girmeyin. Burada mezuniyet heyecanı yaşayan velilerimizin olduğu bir ortamda bunu asla yapmayın. Dekanlık öğrenci buluşmaları var, her türlü dertlerinizi anlatabilirsiniz. Tıp fakültesi gerçekten akreditasyona hedef almış ve uluslararası alanda bu yıl içerisinde alacak bir fakültedir. Siz farkında değilsiniz ama buradan mezun olduktan sonra Dünya’nın neresine giderseniz gidin en iyisiyle bu görevi icra edeceksiniz.



    “İYİ HEKİM OLMAKTAN DAHA ÖNCE İYİ İNSAN OLALIM”

    İyi hekim olmaktan daha önce iyi insan olalım. Merhametli olun. Alçak gönüllü olun, saygıdan sevgiden bir şey kaybetmezsiniz. Sadece kıymetiniz artar. Bu mesleğinizi yaparken para için, mevki için, küçük menfaatler için asla yapmayın. Tanımadığınız insanlar için bir laboratuvarda beyaz önlükle ölünmesini bilin. Büyük idealleriniz olsun. Göreceksiniz para için yapmadığınızda, mevki için yapmadığınızda onlar elinde sonunda sizi bulacak. Özellik çaresiz bir hastalığa düşmüş kanser gibi hastalardır. Bu hastalara belki bir faydanız olmayacaktır ama bu hastalara merhamet edin, bunların perdesi kalkmıştır. Duası da makbuldür, bedduası da. Bir internet çağı yaşıyoruz, artık bilgiye ulaşmak çok kolay. Çok merak ettiğiniz konuda bir hafta odaklanın en iyi bilenden daha konuya hakimiyetli olabilirsiniz. Öyleyse tıp hakkında genel bir bilginiz oldu ama bir konu hakkında her şeyi bilin. O konuyu o bilir dedirtin. Sizden yeni şeyler bekliyoruz. Bu ölene kadar sürecek bir eğitim sürecidir ve devam ediyor. Hiç bir zaman bırakmayın, okumadan vazgeçmeyin ve bilimin yanından ayrılmayın. Sevgili öğrenciler gerçekten çok güzel bir şehirde yaşadınız ve eğitim gördünüz. Şimdi buradan Dünya’nın dört bir yanına dağılacaksınız. Kalbiniz Edirne’de atsın. Buraları unutmayın. Her zaman Trakya Üniversitesi’nin daha iyi olması için katkıda bulunun sizde destek olun” şeklinde sözlerine son verdi.

    Kaynak: Bekir TÜCCAR

Unconfigured Ad Widget

Collapse
İşleniyor...
X